Soul-Plate:Tabağımıza Konan Yemeğin Hafızası Var

Bir sofraya oturduğumuzda çoğu zaman açlığımızı düşünürüz. Oysa bazı tabaklar yalnızca açlığı değil, hafızayı da doyurur. Toprağın, emeğin ve zamanın izini taşır. “Soul-plate” kavramı tam da bunu anlatır: Yemeğin yalnızca besin değil, anlam taşıması.

John Berger bir denemesinde şöyle der:
“Yediğimiz şey, dünyanın bize sunduğu bir dildir.”

Organik ve niş tarım, bu dili bozmadan konuşabilmenin yollarından biridir. Kimyasal hızlandırıcılardan arındırılmış bir üretim süreci, yalnızca toprağı değil; üreticiyle tüketici arasındaki ilişkiyi de iyileştirir. Soul-plate yaklaşımı, gıdayı anonim bir üründen çıkarır ve onu yeniden hikâyesi olan bir varlığa dönüştürür.

Dünya Yeşil Miras Kadın Kooperatifi’nde biz, ürettiğimiz her ürünün ardında bir kadın emeği, bir mevsim bilgisi ve bir sabır süreci olduğunu biliyoruz. Tabağa gelen şey sadece hasat değil; bir yaşam pratiğinin sonucu.

Tarım literatüründe bu yaklaşım, sürdürülebilir gıda sistemleriyle örtüşür. FAO’ya göre, sürdürülebilir gıda yalnızca çevresel değil, kültürel süreklilik de sağlar. Yani ne yediğimiz kadar, nasıl ve neden ürettiğimiz de önemlidir.

“Toprağı hor gören, sonunda kendini de hor görür.”
— Yaşar Kemal

“Soul-Plate:Tabağımıza Konan Yemeğin Hafızası Var” için 1 yorum

Yİğit Uğur Seven için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir